Bir tweet üzerine…

tarafından Ceyhun Özdemir

Bahsi geçen tweet bu. Eğer twitter kullanan biri iseniz bu tweet mutlaka karşınıza çıkmıştır. Çünkü çok yüksek bir etkileşim alıp milyonlara ulaştı. Aslında tweetin kendisinden dolayı değil. Bu tweeti alıntılayıp binlerce insan kendi travmalarını anlattı. Bir çığ gibi büyüdü. Okuduğum bazı alıntılardan dolayı hayret ettim. Toplumsal bir analiz olan bu tweetler, bana çok şey öğretmiştir.

Özellikle son zamanlarda insanlık adına kendimi biraz mahzun hissediyorum. Sosyal medyayı sık kullanmam biraz buna sebep olmuş olabilir. Ülkemizin gaflet çukurunda olması da etkilemiş olabilir veya sebep aramaya gerek yok. Dünyanın ne halde olduğunun da önemi yok. Hissettiğim bu. Bu durum benim eksik görüşümden kaynaklanıyor.

Bu tweetten sonra hissettiklerim biraz değişmeye başladı. Neticesinde 3 farklı bakış açısı olduğunu gördüm. İlk bakış açısı sanki uzayda yaşayan bir insanı temsil ediyor. Dünya onun için bir toz tanesinden ibaret. Uçup kaçıyor. Ulvi duygular peşinde koşuyor. Bir keşiş hayatı. Uzayda olduğu için dünyanın içindeki insanları görebilmesi mümkün değil. Kıtalar, denizler ve dağları görebiliyor ancak ülkelerin ve savaşların farkında değil. Kaosu göremiyor ve dünyada daim bir huzur var zannediyor.

Diğer bakış açısına göre, bu insan hepimiz gibi bizzat dünyanın içinde yaşıyor. Tüm hissettiklerini gerçek sanıyor. İş, okul, aile, ilişkiler, para, devletler, savaşlar, afetler, kavgalar vs. derken tam bir kaosun içinde. Bir kendisi var, bir de diğerleri. Bu yüzden tüm mücadelesini yaşamda tutunabilmek için veriyor. Bu noktada kötülükler doğuyor. Çalıyor, öldürüyor, kalp kırıyor ve zulmediyor. Sadece maddiyat. Belki okurken bile kalbiniz sıkıştı. Ancak çoğumuzun hissettikleri bunlar. Hepimiz bunların farkındayız. İşte ben de dünya ile fazla meşgul olduğum için bunları görüyordum. Bu tweetten sonra bu hissiyatımın tam anlamıyla gerçek olmadığını anladım. Neden mi?

Yazının sonunda bu tweetlerin bazıları okuyalım. Dışarıdan baktığımızda yargılayacağımız bir insanın, aslında küçüklükte ne büyük travmalar yaşamış olabileceğinin farkına varalım. O hala küçük bir çocuk. Öyle büyük travma yaşamış ki onun üstesinden gelmesi mümkün değil. Belki de her yaptığı işte hâlâ onu düşünüyor. Geçmişteki acı bir olayı sürekli yaşıyor ve gelecekte de yaşayacak. “Her travma tedavi edilebilir” diyerek akıl vermeye kalkmayalım. Bazıları edilmiyor. Böyle bir insanın iç dünyası maalesef dışarıya etki etmemesi mümkün değil. Dışarıdan baktığınızda onda gördüğünüz kötülük, aslında onun aşamadığı bir travmasının size yansıması. Dış dünyasındaki davranışlarının sorumluluğunun üstünden kalmasından bahsetmiyorum. Ancak hakikat gözüyle bir bakmayı deneyelim o kişiye.

Sonra düşündüm ki hangimizin travması yok. Hepimizin içi aslında yara bere içerisinde. Bunları aşmaya çalışarak bir ömür geçiyoruz. Hangimiz başarılı oluyor ki… Dünyada bunca kötülük var. Burası mamur olmayacak. Hiçbir siyasi ideoloji dünyayı cennet yapamaz. Burası travmalar gezegeni. “Ben!” diyerek avucumuzu sıkıp burada doğduk. Ancak öyle budanıp parçalandık ki sesimiz kısıldı. Sonucunda ise avucumuz boş olarak buradan gideceğiz.

Tüm bunların neticesinde bir de üçüncü bakış açısı var. Dış alemden iç aleme doğru yolculuğa çıktığımızı düşünelim. Uzayda dünyanın bile bir önemi yok. Her şey bir düzen içerisinde ahenk ile ilerliyor. Ancak dünyaya indiğimizde tam bir kaos ortamı var. Peki insanın gönlünün içine baktığımızda? Orada ise viraneler ve kırıklıklar var. Hem sessizlik var, hem de ses var. Gönlümüzdeki kırgınlıklar dünyaya yansıyabiliyor ancak bu durumdan da mahzun ve yorgunuz. İşte insan, böyle muazzam bir varlık. Gönlünde olup biteni anlayabilen kişi hem uzayda, hem dünyada hem de gönlünde yaşabiliyor. Her şeyin farkında ve her şeyin ardındaki gerçeği görüyor. Kaosun içindeki düzeni görebiliyor.

Biz Allah’ın mahzun çocuklarıyız. Üstü başı kirli ve çirkin. Soğuk sudan içen, şımarık, kibirli, sürekli hata yapan ve laf dinlemeyen ama her seferin annesinin bacağına sarılan. Kime baksa aslında şefkat arayan, çirkin ama güzel olan, gücü olmadan güçlü olan. İşte yaratılışın sırrı… Bu hakikati anlayan kamil insanın yüceliği her şeyi kapsar.

https://twitter.com/yengecyengec34/status/1744727481985487345?s=20

5 yorum

Çıplak yazar 12 Ocak 2024 - 17:57

Bizi yaralayan şeyler, şu anda olduğumuz kişi olmamızı sağlayan şeyler.
Kimi söylenir, kimi söylenmez. Kimi unutulur, kimi unutulmaz.

Kelimelere, renklere, seslere dönüşürler bazen.
Ama ortaya çıkmanın bir yolunu hep bulurlar.

Cevapla
Ceyhun Özdemir 12 Ocak 2024 - 18:38

Ne güzel bir yorum. Budandıkça meyve veriyoruz. Herkesin rengi böyle açığa çıkıyor.

Cevapla
Ahmet 31 Ocak 2024 - 16:01

Çığlıklarımızı herkes duyar da sadece kendimiz dikkat kesiliriz. Buralarda hala ayakta durmaya çalışan birileri var diye inleyen harabeler gibi. Yalnızlığımızın oluşturduğu buhranda kulaklarımızı rahatsız eden, olsa olsa sessizliğin çınıltısıdır. insanın varoluşsal gerçekliği uzaydaki dünyada kendine bakış acısından ibaretmiş. Oysaki böyle muazzam bir varlığa dünya kanunu reva mıdır? yoksa insan bir varoluş savaşcısı mı? “Burası travmalar gezegeni”

acıda birleşirmiş vicdanlar. En insani duygularla acıyı paylaştıkca tüketmeliyiz. Kaleminize sağlık. sessiz çığlıkların sesi olmanız dileğiyle…

Cevapla
Ceyhun Özdemir 1 Şubat 2024 - 19:48

Yazı sizin aynanıza yansımış ve gönlünüzde olan yansımaları paylaştınız. Çok değerli. Teşekkür ederim. Travmalar gezegeninde gülümsedim. Sağ olun :)

Cevapla
Bürokraside Protokol mü, Adalet mi? - Ceyhun Özdemir | Kişisel Blog 15 Şubat 2024 - 12:35

[…] Bürokraside Protokol mü, Adalet mi? Kimin kim olduğu Bir tweet üzerine… Koku Kitap Kapağı Eşikte Beklemek Belirsizlik, çaba ve acı! Hayret Karşı […]

Cevapla

Yorum Yaz

Diğer Yazılar