Kimin kim olduğu

tarafından Ceyhun Özdemir

Afili sözleri sevmem. Aslında yeni bir dil, yeni bir söz arıyorum. Herkese kendi seviyesinden hitap eden. Biraz sonra söyleyeceğim söze istinaden bunları söylüyorum. Sanırım biraz afili oldu ancak olabildiğince açmaya çalışacağım. Gönlüme düşen o söz;

Önemli olan kimin, kim olduğu değil; kim hakkında ne hissettiğimdir.

Çünkü şeyleri, yani eşyaları olduğu halleri ile bilemeyiz. Bu ise kendimizden başkası hakkındaki her şeydir. Her şey bir yanılsama, bir yorum veya bir vehimden ibaret. Arkadaşlarınızı veya eşinizi gerçekten kim olduklarını bilmenize olanak yok. Çünkü onların tüm hayatları boyunca yanında değildiniz. Yanında olsanız bile aklından geçenleri veya olaylar karşısındaki hissiyatını bilemezsiniz. Sadece size gösterdikleri yüzü kadar eşyaları tanırsınız. Eski yazılarımı okuyanlar bunu sürekli tekrarladığımı hatırlayacaktır.

Kişiler yerine olayları düşünelim. Başınıza gelen bir olayı tüm yönleri ile bilmenize de olanak yok. Olayı iyi veya kötü şeklinde yorumlarsınız ancak belki de öyle değildir. Olayları sadece size hissettirdikleri kadar yorumlarsınız.

Dünyanın kendisini bilmeniz tamamen imkansız. Her metresini gezemezsiniz. Gezseniz bile dünyanın içini keşfedemezsiniz. Bir bardaktan sadece su içmek yönü ile istifade edersiniz. Ancak bardağın kırılıp zarar verme potansiyelini de içinde taşır. Bardak kendi bardaklığı bilir. İçindeki tüm potansiyelleri taşır. Ancak bizim bardağı tüm yönleri ile bilmemiz olanaksız. Bilsek bile ne fayda. Benim bardaktan beklediğim sadece bana su verebilmesi.

Tüm eşyalar için bu durum geçerli. Çok çok çok kısıtlı bir bakış açımız var. Tüm ömrümüz boyunca toplasanız birkaç şehir veya ülke göreceksiniz. Arkadaş çevreniz 1000’i geçmez. Yakınlık kurduğunuz kişiler 100’ü geçmez. Tarihin çok kısıtlı bir diliminde yaşayacaksınız.

O halde;

Bildim dediğiniz şeyi, bilmediniz. Anladım dediğinizi anlamadınız. Gördüm dediğinizi görmediniz. Sadece gönlümüzde olup bitenler var. Gönlümüzün dışında kalan her şey bir yanılsama, bir vehim. Asıl gerçek ise gönül dünyamızda olup bitenler. Bir insan gerçekte kötü biri olabilir. Ancak ben onu yaptığı iyilik ile hatırlıyorsam benim için iyidir. Gerçekte kim olduğu ile neden alâkadar olayım. Zaten onu değiştiremem de. Kimlerin kim olduğu ile uğraşmak yerine, önemli olan kimlerin bendeki yansımasıdır.

Sefalet içinde yaşayan bir dilenciye acıyabilirim. Ancak o dilencinin gönlünde nelerin olup bittiğini anlayamam. Dünyadaki bir zulüm için mücadele etmem gerekir. Ancak kimin ne halde olduğunu bilemem. Dışarıda ses, içeride sessizlik olmak gerekir.

Bencillik midir bu? Bir ben var, bir de dışarısı demiş gibi oluyorum. Hayır. Buradaki ben, vücudum değil. Yok olacak bir şey değil. Gönül dediğim şey, kendi özümüz kendi hakikatimiz. Herkesin kendi rengi, kendi ahengi. Herkesin kendi rengine hayret etmek. Diğer taraftan ise kendi rengini de taşımak.

Hem birbirimize dokunamayız, hem de dokunabiliriz. Hem o, hem bu. O halde; ne kadar insan var, o kadar âlem var.

Bilmem acaba fazla afili mi yazdım?

Rahatlayalım;

Yorum Yaz

Diğer Yazılar