Ah, şu analiz işi…

tarafından Ceyhun Özdemir

Sanırım analiz işine biraz fazla anlam yüklüyoruz. Daha doğrusu, kendimiz haricinde kalan herkesi yargılama gibi bir merakımız var. Çünkü kendimizi yargılamak zor olduğundan dolayı, kolay olan her zaman dışarıyı yargılamak olmuştur. Özünde ise tüm bunlar kibrimizden kaynaklanıyor. Temeli bu. Ancak açığa çıkışı biraz farklı şekillerde olabiliyor. Birçok örneği var. Bazılarını saymak isterim;

  • Cinsiyete göre analizler; erkekler şöyle iken, kadınlar böyle gibi…
  • Yaşa göre analizler; x, y, z kuşakları
  • Doğum tarihine göre; 12 burç. Boğa, akrep, yay, ikizler vs.
  • İnancına göre; Müslüman, Hristiyan, inançsız…
  • Milletine göre; Türk, İngiliz, Arap, Alman…
  • Hatta şehrine göre bile; İzmir, Trabzon, Diyarbakır, Antalya…
  • Mesleği,
  • Ekonomik seviyesi,
  • Eğitimi, futbol takımı, siyasi görüşü vs. derken bu liste uzayıp gider.

Sürekli olarak her şey hakkında inanılmaz bir önyargımız var. Gerçek anlamda bir ön, sonra ise yargı. Aslında faydalıdır. Bizi güvende tutabilir. Hayatta kalmamıza olanak sağlar. Çoğu zaman iç güdüseldir ve bilinçaltında çalışır. Örneğin; zararsız olsa bile örümcek veya böceklerden çoğumuz korkarız. Böceklerin kaç katıyızdır ancak bu önyargı değişmiyor. Çünkü binlerce yıldır böceklerin zehrinden ölen atalarımız sebebiyle bu korku bizim bilinçaltımıza kazınmış. Bu sebeple böceklerden uzak durarak daha az zehirlenme tehlikemiz oluyor. Tabii asıl amaç, hayatta kalabilmek…

Bunlardan bahsetmiyorum. Benim bahsettiğim bizim oluşturduklarımız. Yapay olanlar. Örneğin;

55 yaşında yozgatlı biri, adı ise Abuzer. 

Rastgele bir örnek. Ancak sadece bu 3 bilgi ile aklınızda biraz olumsuz olabilecek bir şekil belirdiğini düşünüyorum. Sadece 3 bilgi yetti. Halbuki hayat insanı öyle bir şaşırtır ki önyargı ile yaklaştığın bu insan, belki de senin birden can dostun olabilir. Ancak daha yüzünü bile görmediğin birine perdelerini kapatıyorsan bu dostluktan mahrum kalacaksın. 

“Ama böyle, ama şöyle” der gibi olabilirsiniz. “Ama” sözünü bir yönü ile şikayeti temsil ettiği için pek kullanmamaya gayret ederim ancak “evet!” bazı noktalarda haklı olabilirsiniz. Kadının ve erkeğin doğası farklıdır, milletlerin karakteri vardır, kişi yaşına göre bakışı da değişir, coğrafyaya göre belirgin özellikler olabilir. Evet! Ancak konu bireysel ilişkilere geldiği zaman her şey değişir. Korunmak için bazı belirgin noktalarda tül perdesi kullanabiliriz ancak herhangi biri ile iletişimi tamamen kesebilecek bir kalın perde hiçbir zaman olmamalı. Kişiler arasındaki bu perdenin günümüzde giderek kalınlaştığını farkettiğim için bunları yazma gereği duydum. Bir takım özelliklere göre mesafe olabilir ancak küsmek, surat asmak gibi eylemler artık oldukça çocuksu. Ayrıca perdesizliği de savunmuyorum. Herkesin kendisi için bazı noktalarda mahremi olmalı ve kendisinden başkasına da açmamalı. Perdelerin ardından iletişim kurmalıyız. Ancak bu da dengeli olmalı.

Yıl 2024. Türkiye maalesef bir gaflet çukurunda çırpınıyor. Bunun en büyük belirtisi ise toplumda artan ırkçı söylemler. Irkçılık o kadar tehlikeli bir durum ki, insanı sadece yalnızlaştırır. Esasında sadece kendi ırkının en yüce olduğunu, diğer milletlerin aşağıda olduğunu savunmaktır. Yukarıdaki örnekte adı, memleketi ve yaşı ile alakalı 3 bilgi vermem yetti. Bunun sonucunda keskin bir profil çıkabiliyor. Sadece şehir analizi yapıp iletişimini koparan tanıdıklarım bile var ve bu kişilerin sayıları giderek artıyor. Acaba başka hangi ülkelerde şehir analizi ile bu kadar keskin yargılar çıkabilir!? Tabii bu zehir sadece şehirde de kalmıyor. İlçeye, mahalleye, hatta aileye kadar bile inebiliyor. Bir nevi iyice içe kapanmış bir taassupdur. Toplumun damarlarındaki bir virüs gibi.

Bu ırk konusu sadece bir millet değil, arkadaş veya iş ortamınız bile olabilir. Beyaz yakalı, 3 haneli maaş, y kuşağı, kahve seven, laik… Sanki kendilerini en tepede gören. Masasını temizleyen abladan gözünü çeviren… Bir selam vermekten cimri olan.

Bir zamanlar, birileri “Ben ateşim, O ise toprak. Ateş, toprağın üzerinde yanar.” diyerek gayet mantıklı gözüken bir analizi ile yüksekten düşmüştü. Kim bilir gün içerisinde bu sözü kaç kere tekrarlıyoruz da farkında bile değiliz. Küçük davranışlar insanın kimliğini belli eder.

Gerçekten de ne zor şey, şu kibrimizi aşmak. Öyle küçük noktalarda kendini belli ediyor ki, insanın farkındalığı artıp kendisinde gördükçe öyle utanıyor, öyle utanıyor… Esasında kendimizden başkası da pek yok ya…

Şu analiz işlerine pek fazla güvenmemek lazım. Hatta bilimsel bile olsa derim, hele ikizler burcu iseniz aman aman :)

Geçmişten alakalı bir yazı;

Yorum Yaz

Diğer Yazılar