Bilgi mi, deneyim mi?

tarafından Ceyhun Özdemir

Kendimi delice koşar buldum. O bilgiden, bu bilgiye. Şu kitaptan, bu kitaba. Odaklandığım bir konu da yoktu. Bazen yazılım, bazen felsefe, bazen başka bir şey. Sohbet ortamlarında bunları da satardım. Televizyonda gördüğümüz akademisyenler gibi saygı ve alkış topladım. Sonra kendime sıkça tekrarladığım bir söz aklıma yerleşti. Hep söylerim, yine söyleyeceğim. 

“İnsanların sizi alkışlaması doğru olduğunuzu değil, doğru yere pazar açtığınızı gösterir.” 

İşte bu söz ile gemide bir delik açılmıştı. Gemi su alıyordu! Bana geri dönersek bir tür hırstı benim ki; öğrenme hırsı. Biraz daha ilerledim. Toplum ve toplumun kutsadıklarıyla uğraşmaya başladım. Çünkü toplum, kitapları ve bilgiyi kutsamıştı. Onların gözünden ne kadar bilgiliysen, o kadar bilgesindir. Çok kitap, çok saygı getirir. İsminin başında Dr. olması, senin diğerlerinden bir tık üstte olman için yeterliydi. Gördüm ki aslında toplum, olur olmaz her şeyi kutsamış. Kutsal olmayan birçok şeyi kutsamış. Neydi bunca kibir, gürültü ve sahte putlar? Ben ne zaman gönlümdeki Kâbe’yi bu putlardan temizleyecektim? Önce birer birer bunları yıktım. Sonra sıra bana geldi. Kendimi yıkmaya. Yıkıcı sorular sormaya. Başlayalım…

Gerçekler ile yüzleşmek lazımdı. En çok kendi gerçeklerimiz ile. Herkes pembe yalanlar ile aynaya bakarken, hangimiz tüm çıplaklığımız kusurlarımız ve çirkinliklerimiz ile aynaya bakabilir? Ben de tüm cesaretimi topladım ve kendime şu soruyu sordum. 

“8 yıl önce ile bugününü karşılaştır Ceyhun. Üniversite için İstanbul’a ilk adım attığın gün ile düzenli gelirinin olduğunu bugünü. Hangisinde daha mutlusun? Hangisinde daha bilgilisin?” 

Cevaplar çok netti. İstanbul’u daha önce hiç gelmeden, yalnız başıma buraya adım atmak tam bir deli cesaretiydi, cahillikti. Riskler ile dolu bir hayattı. Ancak çok mutluydum. Tüm zorluklar ile savaştım ve ayakta kaldım. Bilgisiz ama mutluydum. Bugün ise düzenli bir işim ve evim var. Yalnız yaşıyorum. Riskim çok az. Daha fazla bilgiliyim, daha fazla kitabım var. Ancak 8 sene önceki kadar mutlu değilim. İşte bu noktada hakikat aynaya yansımıştı. Platon’un mağara alegorisinde olduğu gibi sadece gölgeye baktığımı ve arkamda bir hakikatin olduğunu anladım. Konuyu toparlayalım. Daha açık ve net ifade edelim. Ana sorumuza dönelim. 

Bilgilenmek mi önemli yoksa deneyimlemek mi? 

Toplum sizden bilgilenmenizi ister. Kitaplar, okullar, türlü türlü kurslar ve sertifikalar. Risk almanızı pek önermez. Bir noktaya kadar da doğrudur. Bağımsız yaşayabilecek kadar gelirinizin olması için meslek sahibi olmanız gerekir. Bunu ise okullar sayesinde gerçekleştiririz. Açken mutlu olunmaz. Bu yüzden düşüncelerim üniversiteden mezun olmuş kesim için geçerli. Eğer öğretim hayatınız devam ediyorsa devam etsin :)

Klişe bir soru vardır. Aslında benim de üstünde durduğum sorunun farklı bir versiyonu. “Çok okuyan mı bilir, çok gezen mi?” Bugün bu sorunun cevabı net şekilde “çok gezen” olarak cevaplayabiliyorum. Tüm hayatını kitaplar ile birlikte geçirmiş ancak asosyal kalmış birini düşünelim. Büyük ihtimal çok bilgili birisidir. Sizi çok iyi analiz eder, ünlü filozoflardan alıntılar yapar, genellikle düşüncelidir. Halbuki gerçek hayat bu değildir. Gerçek hayat sizden savaşmanızı ister. Ne düşündüğünüzün bir önemi yoktur onun için. Paylaşmadığınız sürece en güzel düşünce sadece havadaki bir buluttan ibaret. En güzel kitabı da okusanız 1 sene sonra unutacaksınız. Hayat ise doluca yaşandıkça anlam kazanır. Yaşanmamış bir hayat yerine sonucu kötü  olan bir hayat bile sanırım daha mantıklı. Düşüp ayağa kalkacağız sonra yeniden düşeceğiz, aşık olup aldatılacağız, kazanıp kaybedeceğiz, aç kalacağız, rezil olacağız, bazen yerlerde sürüneceğiz, hastalanacağız hatta belki de bu uğurda öleceğiz ama yaşayacağız! Hayat budur işte. Kan, ter içinde tırnaklarınla kazıyarak dağa çıkmaya çalışmaktır. Kitaplar yerine anılar biriktirmektir. Adaletli olan da bu olmalı. Geçmiş insanlığın bilgiye erişimi hiçbir zaman bugünkü kadar kolay olmadı. Ancak geçmiş insanlık ile ortak noktamız var ki o da deneyimlemek. Savaştık ve barıştık. Ancak insanlık olarak deneyimledik. Bir insanın okuma-yazma bilmemesi sizi ondan üstün yapmaz. Üstünlük hayatımızdaki zorluklara verdiğimiz tepkiler ile alakalı bir durum. Ancak gelin kendimize itiraf bulunalım. Eğitimli kesim olarak çoğumuz eğitimsiz insanlara yukarıdan bakıyoruz.

Bilgiyi önemsizleştirmiyorum. Cahilliğin felaket olduğunu savunuyorum. Sadece yaşamanın bilgilenmekten daha önemli olduğunu düşünüyorum. Kitapları da değersizleştirmiyorum. Çok kitap okumak yerine doğru kitabı çok okumanın değerli olduğunu düşünüyorum. Bilgi bombardımanına tutulmuş, aklı karışmış, hedefsiz yürüyen, içine kapalı bir genç yerine aklı hür, vicdani hür, düşen kalkan, deneyimleyen bir gençlik hayal ediyorum.

Çok konuştum. Özet yerine son bir söz :)

Kendimizle uğraşarak ilerleyemeyiz, başkaları bizle uğraştığında ilerleyebiliriz. 

Diğer Yazılar

8 yorumlar

Abdulkadir Eyigül 28 Kasım 2020 - 14:08

Toplumun kutsadıklarına gerçekten katılıyorum, özellikle bilginin, kitabın kutsanmasına. Hatta kitap okuman yetmez, “kutsanan” kitapları okuman gerekir, sana faydalı olsa da olmasa da çünkü bilgemiz onu önermiştir bize ve onun gözünde kitap okuyan biri olmamız için bu şarttır. Eğitimli-eğitimsiz kısmında ise aklıma, “yüksek lisans yapan bir bekar hanım ablamızın evlilerin gözünden acınacak halde göründüğünü, halbuki onların evlenmekten başka bir başarılarının olmadığını, asıl başarının kendisininki olduğunu ve insanların bunu ne zaman anlayacaklarını sorması” geldi.

Reply
Beyza 3 Aralık 2020 - 11:34

Güzel bir yazı. Yalnız kendime de sorduğum bir soru var, Hayat gerçekten de dolu dolu yaşandıkça mı anlam kazanır?

Reply
feridearhan 6 Aralık 2020 - 12:35

ellerinize sağlık

Reply
Kaan Karadeniz 16 Aralık 2020 - 19:44

Öncelikle yazı için eline sağlık diyorum. Güzel bir konuya değinmişsin. Ben blog okuyucularıma her zaman kitap okumalarını öneririm. Ama özellikle popüler kitaplardan uzak durduğum gibi onların da uzak durmasını isterim. Çünkü biliyorum okudukları zaman akıllarında kalacak tek şey “kitabın çok satması” olacak. Bu yüzden önermiyorum ve önermeyeceğim.

Okumak ile deneyimlemek arasında aslında gizli bir bağ var. Her birimizin okuduğumuzu deneyimlememiz gerekir. Örneğin bazı insanlar kişisel gelişim kitaplarına tepeden bakarlar. Ben de bakıyorum ama bazılarına. Sadece bilgi bombardımanı yapan ve uygulama yanında zayıf kalanlara her zaman tepeden bakarım. Oysa kitap böyle bir şey değildir. Size uygulaması için bir şey sunması gerekir.

Hayat da biraz böyledir bana kalırsa. Çok gezsen, çok okusan, çok öğrensen bile yeri geldiğinde hareketsiz kalırsın. Bir insanın senin yaptığının onda birini yapmamış olmamasına rağmen senden üstün çıktığını öğrenirsin. Çünkü hayattan dersini almıştır; hayat okulundan mezuniyetini yüzüne çarpacak kadar cesurdur. Ben bolca okudum, hayat okulundan sıfır çektim veya hep kaçtım. Ama şunu her zaman hatırlatırım: Mutlaka benden üstün birisi vardır, sadece ben onunla karşılaşmamışımdır.

Reply
Özgül 20 Aralık 2020 - 13:28

Doğru kitabı okumak! Emeğine sağlık çok katılıyorum çok net anlatmışsınız

Reply
Karahan Tokgöz 27 Aralık 2020 - 22:41

Güzel bir yazı olmuş sizi tebrik ederim. Bunun yanında size bir sorum olacaktı eğer cevaplarsanız çok mutlu olurum.. Bu blog sayfanızda kullandığınız tema çok hoşuma gitti, rica etsem bana ismini yazabilir misiniz?

Reply
Ceyhun Özdemir 13 Ocak 2021 - 16:08

Merhaba,
Soledad temasını kullanıyorum.

Reply
musahip 4 Ocak 2021 - 00:19

Bilgilerimiz ve belgelerimiz bizi daha özgüvenli kılsa da, deneyim ve tecrübe sahibi olabilmek bize daima hayatın bizim etrafımızda dönmediğini gösterir.

Reply

Bir Yorum Yazın