İnsan ve Hayvan

tarafından Ceyhun Özdemir

Ufak bir şey fark ettim. Sonra dedim ki paylaşmak güzeldir ve şimdi yazıyorum :)

Ruhsal tekamülde ilerledikçe hayvanları daha çok sevmeye başlar insan.

Bence çok hoş ve çok güzel :) Çünkü ruhsal tekamül süreci aslında kendini tanıma sürecinden ibaret. İnsan kendini tanıdıkça neyi daha çok sevdiğini, neyi sevmediğini, korkularını, umutlarını, bilgiyi, bilgeliği hatta vücudunu dahi öğrenmeye başlıyor. Öyle havalı yazdığıma bakmayın. Yaşam koçu veya kişisel gelişim uzmanı da değilim. Zaten herkes bunları hayatın içinde yaşıyor. Herkes gün geliyor korkularıyla yüzleşiyor ancak bir kesim var ki bu konular hakkında ilgisi biraz daha fazla gibi. Vücudunu geliştirmek isteyenler spor yapar, ruhunu keşfetmek isteyenler ise sanatla uğraşır, felsefe okur, din ile ilgilenir vs. Bu kadar doğal ve basit :) Ancak kendini tanımak, kendinle yüzleşmek ile başlar ve bu can acıtır :) Daha önce hiç farketmediği eksiklik ve hataları gün yüzüne çıktıkça hayat sizden daha fazla fedakarlık ister. Her neyse konu konuyu açtı. Peki şimdi bizim hayvanlar ile alakamız ne?

Biyolojik bir gerçek var ki bu şehir yaşamı içinde unutuyoruz. Aslında hepimiz biyolojik olarak hayvanız. Vücudumuz bir hayvan mekanizmasıyla çalışıyor. Hatta doğada yalnız yaşayamayacak kadar aciz bir hayvanız. Ne kürkümüz var, ne pençemiz, ne de savunma mekanizmamız. Bizi diğer hayvanlardan farklı kılan aklımız sebebiyle iletişim beceremizin çok üstün olduğu için topluluk kurabiliyoruz. Doğanın içinde toplum ile yaşayabiliyoruz yani. Tek başına doğada yaşamamızın imkanı yok. İşte bu sebeple kendini tanıyan insan, kendi hayvanlığını tanıyan insan olmuş oluyor :) Ayrıca bunu negatif bir kelime olarak söylemiyorum. Tam tersine doğadaki her hayvan, insanoğlunun bir vasfını göstermek için vardır. Mesela köpekler korumacı ve sadık insan karakterini yansıtırken, kaplan saldırganlığı, yılan sessizce kuyunuzu kazanı, serçe ürkek ve utangaçlığı, tilki kurnazlığı, karga keskin zekayı, karınca çalışkanlığı, maymun taklitçiliği, kedi sevimli ama dik başlılığı, kuğu zarifliği ve naifliği yansıtır :) Her hayvan sadece kendi karakteri şeklinde davranırken sadece insanoğlu, her hayvan karakterinde davranabilir. Bu da bizi farklı kılan ikinci özellik ve ne kadar çok yönlü olduğumuzu gösteriyor. Yani her insan karakterini bir hayvanda bulabiliriz. Hatta ufak bir bilgi daha vereyim. Yediğiniz yemekler hangi hayvanın karakterinde olduğunuzu yansıtır. Çok fazla et yiyen insanlar genellikle daha agresif ve saldırgan karakterli olurlar. Onun yerine sebze veya balığı daha fazla tüketen insanlar ise daha uyumlu, sakin ve uysal olurlar. Diğer hayvanlar arasında böyledir :) Etçil olanlar daha hızlı hareket edip saldırgan davranırken otçul hayvanlar daha yavaş hareket edip uysal davranırlar. Birde hangi hayvana olan ilginiz fazlaysa aslına karakterinizin o yöne doğru bir eğilimi vardır. Köpekleri çok seviyorsanız sevdikleriniz karşısında daha korumacı ve sadık birisinizdir.

Sözün kısası hayvanlar ile doğrudan bağlantımız var. Belki her yer beton olduğu için farkında değiliz ancak insanlık tarihimizi %99.9’u doğanın içinde geçti. Bu tarihin büyük bir kısmında ise avcı olarak yaşadık. Son 200 yılda beton içinde oturuyoruz diye vücut tabiatımız o kadar kolay değişmiyor. Kısacası ruhsal tekamülü boyunca ilerleyen insan önce kendini tanır. Sonra hayvanlar ile iyi geçinmeye ve bağ kurmaya başlar. Hatta tekamülünde ilerledikçe hayvanlar üzerinde tasarruf sahibi olabilir. Çünkü o, kendi içindeki hayvanları zapt-ı rapta almıştır. Bu yüzden dışarıda gördüğü hayvanlara da etki edebilir.

Diğer Yazılar

2 yorumlar

Hande' nin Gözü 27 Mayıs 2018 - 08:26

Kalemine sağlık beni benden aldın

Reply
Mehmet 25 Temmuz 2018 - 23:36

Keşke bitki olsaydık be dostum.

Reply

Bir Yorum Yazın