Yazmak ve Utanmak

tarafından Ceyhun Özdemir

Bazen yazı yazmaya utanırım. Yazsam bile o yazıyı paylaşmak nedense ukalaca gelir. Bu yüzden blogda birçok taslak halinde bekleyen yazım var. Utanırım çünkü hayat hakkında yazı yazmak ve hele birde onu paylaşmak çok büyük sorumluluk ister dostlar. Bu tür yazılarda ne yazdığınızın hiçbir önemi yoktur. Önemli olan okuyucuya tesir edebilmektir. Bunun ise bir tek çözümü var; yazıda bahsettiğiniz her şeyi önce kendi hayatınızda uygulamalısın ki okuyucuya tesir edebilesin. Örneğin sigaranın zararları hakkında mükemmel bir yazı yazabilirsiniz. Biraz laf cambazlığına bakıyor, inanın çok zor değil. Ancak siz sigara içiyorsanız o yazı kimseye tesir etmez. Bir kelime yığını olarak kalır ve bir süre sonra ise yok olur gider. Bazen ise kelimeleri düzensiz sanki rastgele yazılmış bir yazının senelerce yaşadığını görürsünüz. İşte bunun sebebi o yazının tesirinin yüksek olmasından kaynaklanıyor. Yani yazar, o yazıyı kendi içinde yaşamış ve deneyimlemiştir. İşte böyle enterasan bir şey yazı yazmak. Her yazdığınız yazıda ona bir enerji yüklersiniz ve o enerjiyle beraber yaşar gider. Artık size bile ait değildir o yazı. İşte bu yüzden bir yazı paylaşınca kendimi hep bir sorumluluk altında hissederim.

Bloğun açılışında 2 sene geçti ve haliyle bir miktar yazı birikti. Eskiye dönüp okuduğumda birçok konudan bahsettiğimi gördüm ve bazılarını uygulamayı unuttuğumu görünce kendimi ukala buldum. Aynı kişisel gelişim yazarları gibi -bazıları istisna-. Ben kişisel gelişim yazarı veya yaşam koçu vb. bir şey olmayı asla istemedim. Önceden kişisel gelişim yazılarını çok okurdum ve gerçekten güzel önerilerde bulunuyorlar. Ancak sonra kendileri benim gözümde ukala gözükmeye başladı. Çünkü o söyledikleri önerileri kendilerinin uygulamadığını farkettim. Mesela bazısının yazısını isim vermeden alıntı yapıyorsun. Hemen “o benim yazım” diyerek egoist tavır sergiliyor. Halbuki senin yazın diye bir şey mi var :) Ben daima sessiz, sedasız, iddiası olmayan, kimseye bir şey öğretme derdinde olmayan ve sadece gözleriyle karşısındakini terbiye eden bilge insanlardan etkilendim. Kısacası kişisel gelişim kitabı yazan değil, kitabın kendisi olan insanları kalbimin bir köşesinde tutuyorum ve çok şükür o güzel insanları da bulduğum için çok mutluyum. Onlar bu kadar sessizken benim bu kadar konuşmam sanki edepsizlik gibi geliyor. Sonra diyorum ki “olsun onlar başımın üstünde olsun daha güzel” diyerek kendimi avutuyorum. Günün farkındalığı da bu yazı olsun. Son zamanlarda kendi içimde tekrarladığım bir cümle ile bitireyim :)  Sağlıcakla kalın.

Yazı yazmak büyük edepsizlik,
Yazı yazdırılmak büyük lütuf.

Diğer Yazılar

16 yorumlar

Recep Hilmi TUFAN 15 Nisan 2017 - 06:26

Yazıyı en sonunda çok güzel özetlemişsin.

Reply
Ceyhun Özdemir 15 Nisan 2017 - 11:02

Teşekkürler :)

Reply
Dost* 15 Nisan 2017 - 11:34

Çok çok güzel yüreğinize sağlık :) biz sizden bilmeyiz hep yazmaya devam edin..

Reply
Ceyhun Özdemir 15 Nisan 2017 - 12:01

Estağfurullah ben teşekkür ederim güzel yorumunuz için :)

Reply
ahmet aşkın 16 Nisan 2017 - 12:26

marifetler iltifata tabidir… başkasına ait bir yazıdan alıntı yapıyorsak menbasını yazmakta fayda var… bence yazı hiç bir zaman yazarından bağımsız bir hale gelip okuyucuya ait olmamalı… ne mutlu yazısı alıntılanan bir yazar olabilmek…

Hepimizin bir çevresi olması sebiyle yazdıklarımızdan sorumlu hissediyor ve özel hayatımızın başkaları tarafından bilinmesini istemediğimizden bize özel kalan yazılar olabiliyor… Zaten iyi bir yazar olmak istiyorsak, yazdıklarımızı hiç kimsenin okumayacağını düşünerek yazmak gerekir demişti bir yazar…

iyi yayınlar…

Reply
Ceyhun Özdemir 18 Nisan 2017 - 21:38

Gayet doyurucu bir yorum çok teşekkür ederim.
” Zaten iyi bir yazar olmak istiyorsak, yazdıklarımızı hiç kimsenin okumayacağını düşünerek yazmak gerekir demişti bir yazar…” kısmını sizden alıntılıyorum efendim :) Bunu çok beğendim. Aklımın bir köşesinde artık :)

Reply
Ahmet Aşkın 24 Nisan 2017 - 21:22

Olgun bir insanı dost edinmek istiyorsanız onu eliştirin demişti bir yazar… cevabi yorumunuzla bu olgunluğu gösterdiğiniz için artık dost sayılırız… iyi yayınlar…

Reply
Ceyhun Özdemir 24 Nisan 2017 - 21:55

Bir söz daha vardır. “Dost acı söyler” diye. O zaman en başından beri dostuz :) Renk kattınız bloğuma. Size de iyi yayınlar :)

Reply
ahmet aşkın 17 Haziran 2017 - 00:33

Evet “dost acı söyler” dedik yıllarca… acı ve dostu aynı cümle içinde kabul edip dostlarımızın içimizi acıtmasına müsade ettik…. ancak bundan böyle kim bana “dost acı söyler ” diye cevap verirse hayır ” Dost acıyı tatlı söyleyebilendir…” diyorum… kalın sağlıcakla…

Gülşah 17 Nisan 2017 - 10:52

Bence yazmalı, paylaşmalı ve utanmamalısınız.. :)

Sizi çok iyi anlıyorum. Lisede okul gazetesine şiirlerim basıldığında gazeteye bakamazdım. Kompozisyonum birinci seçildiğinde sahnede okumayı reddederdim. :) Yazarken tamamiyle “benim” hissettiğim o cümlelere nokta koyduğumda yabancılaşırdım.

Katılmadığım tek nokta var. Alıntı yapıyorsak sahibinin adı da geçmeli. Onun bunu talep etmesi, belirtmeyi ihmal etmişsek aşırı tepki göstermesi egoistçe bir tavır. Bu konuda haklısınız. Ama bizde mahcubiyet uyandıran bu durum belki onun gurur kaynağı. Bunun yazının değeriyle bir ilgisi yok.

Reply
Ceyhun Özdemir 18 Nisan 2017 - 21:35

Bu teşvikler sayesinde ayaktayım :) Güzel ve ayrıntılı yorumunuz için teşekkür ederim :)

Reply
Gezilecek yerler 18 Nisan 2017 - 21:44

Okunasu güzel yazılar. Takiipteyiz :)

Reply
Ceyhun Özdemir 18 Nisan 2017 - 22:45

Gezgin birinin takip etmesi bize mutluluk :)

Reply
Kardeş 20 Nisan 2017 - 16:10

Güzel noktaya değinmişssiniz hocam tebrikler.

Yazı yazmak büyük edepsizlik,
Yazı yazdırılmak büyük lütuf.

Reply
Emin Al 26 Nisan 2017 - 10:09

Güzel bir yazı olmuş.Teşekkürler.

Reply
Fatih 15 Eylül 2017 - 12:30

Hep Merak Ediyorum Bu Kadar Kelimeyi Nasıl Bir Araya Getirip Yazıyorsun:)) Ben Niye YAZAMIYORUM?

Reply

Bir Yorum Yazın