Değişen Dünya Dengeleri (Batı ve Doğu İlişkisi)

tarafından Ceyhun Özdemir

Ahh ahhh!

Bazen o kadar komik varlıklar olduğumuzu düşünüyorum ki “Allah neden bu dünyaya bu kadar katlanıyor?” sorusuna “daha fazla gülmek için” diye cevaplayasım geliyor. Garip varlıklarız gerçekten. Çok garip varlıklarız. Şu evrende insan ırkı kadar garip bir varlık hayal edemiyorum. Ayrıca insan kadar potansiyeli yüksek bir varlık da düşünemiyorum. İşte bu gelgitler arasında gidip gelirken dünyanın son 5 yılının durumunu düşünüp kendime şu ilginç soruyu sordum: “Bu dünya nasıl bir yer oldu böyle; nasıl bu kadar kutuplaştı, ayrıştı?” Bu sorunun cevabı için çok fazla gözlem yaptım. İnsanlık tarihine baktım ve dünya tarihinin son 5 yılına kadar bu denli ciddi bir değişim göremedim. Ayrıca son zamanlardaki olaylara olabildiğince tarafsız bakmaya ve dünyanın bir tablosunu zihnimde çizmeye çalıştım. Ne kadar başarılı oldum bilinmez ancak herkesle paylaşmak istedim. Şimdiden uyarayım uzun bir yazı olacak :) Ancak benim gözlerimden bu sorunun cevabını merak ediyorsanız pişman olmayacağınızı umuyorum. Ayrıca bu yazı son yıllarda dünyada yaşanan karmaşanın nedenini görmenizi bir nebze sağlayacağını düşünüyorum. Umarım herkes kendisi için gerekli olanı bu yazıdan alır :)

Şimdi başlayalım. Gözlerimi kapatınca doğu ve batı diye ikiye bölünmüş bir dünya ile karşılaştım. Sanki ikisi birbirinden tamamen farklı gezegenler gibi bir gezegen siyah, diğer gezegen beyaz kadar bölünmüş bir dünya görüyorum. Doğudan başlayacak olursak doğunun durumu zaten ortada. Pek de açıklamaya gerek yok. Ancak açıkça söylemek gerekirse en önemli özelliğinin dindar olması ve eğitim seviyesinin düşük olduğunu söyleyebiliriz. Tabi birde refah seviyesi çok düşük. Peki birde batıya bakalım. Peki batı nasıl? Batıya baktığımızda ise refah seviyesinin yüksek, insanlarının entellektüel, bilime ve akla önem veren ve en önemlisi ise nüfusunun çoğunluğunun ateist olduğu bir topluluk görüyoruz. Tamamen ateist olmasa bile dini önemsemeyen ya da ikinci plana atmış bir batı olduğu aşikar. Peki bu iki gezegen arasındaki en büyük farkı sordum kendime. Tahmin edersiniz ki bu sorunun cevabı çok açık; din. Evet tarafsızca söylüyorum ki ateist olan batı, dindar olan doğuya fark atmış. Hatta fark o kadar fazla ki birbirinden ayrışıp iki gezegene dönüşecek kadar fazla. Sanki aynı yörüngede olup birbirinin tersine hareket eder gibi dönüyorlar. Korkuyorum ki bu iki gezegen bir gün birbirleriyle çarpışmasın. Ancak tekrar gözlerimi yumduğumda birbirine çarpmaya ramak kalmış iki gezegen görüyorum. Açıkça söylemek gerekirse uzaktan baktığım zaman doğunun siyah, batının ise beyaz renkte olduğunu görüyorum. Siyahın ve beyazın anlamlarını ise sizden bulmanızı rica ediyorum ;)

Merak ediyorum bu iki gezegeni. Daha da yakınlaşmak istiyorum. O da ne? Ben yakınlaştıkça gezegenlerin renkleri değişmeye başlıyor. Siyah olan doğu beyazlaşıyor, beyaz olan batı ise siyahlaşıyor. Merakım daha da artıyor. Şimdi ise batıyı ve doğuyu daha ayrıntılı inceleyelim. Bir önceki paragrafta gezegenlere daha üstten yani toplumsal olarak baktık. Birde bireysel olarak batı ve doğu insanı karşılaştıralım. Ancak bu sefer müsaadenizle farklılık yapmak istiyorum. İlk olarak doğudan değil de batıdan başlayalım. Yani batı insanını bireysel olarak inceleyelim. Psikolojik sorunlarının ciddi artışta olduğu bir batı insanı var karşımızda. Din kavramı olmadığı için dolduramadığı bazı kavram karmaşıklığı sorunları var. En önemli sorunu ise nüfusu çok hızlı düşüyor. Eğer bir önlem alınmazsa 100 yıl sonra tüm batı, doğulular tarafından asimile olma ihtimali var. Bir taraftan Suriye göçmenlerini almaya zorlanırken diğer yandan nüfus hakkında gelecek kaygıları mülteciler ile daha hızlı artıyor. Dinin terk edilmesiyle beraber bazı ahlak kavramları boşlukta kalıyor. Bu ahlak kavramları bozulunca LGBTI sayılarında tarihtekinden çok daha hızlı bir artış oluyor. Birde eşcinsel evlilikleri onaylanınca aile kavramı kökten bozuluyor. Nüfus artışı ne mi oluyor? Bu sefer nüfus hızı iki kat hızla düşüyor. Daha doğrusu düşmek yerine geriliyor. Bu konuda LGBTI bireylerini eleştirdiğim düşünülmesin. Olabildiğince mantık çerçevesinde konuyu ortaya koymak istiyorum. Eğer bir devlet bu durumu meşrulaştırıp normalleştiriyorsa nüfus bakımından farkında olmadan kendi sonunu hazırlıyor demektir. Peki birde normal evliliklere bakalım. Anne ve baba çalışıyor. Çocuk ise kreşlerde, yurtlarda büyüyor ve anne sevgisini yeterince alamıyor. Anne ve baba kapitalizmin daha da artmasıyla eve yorgun dönüyor. Hem anne aldatıyor babayı, hem de baba aldatıyor anneyi. Acı tablo ise bundan ikisi de farkında. Hatta Fransa’da 17.00-19.00 arası flört ilişki saati kabul edilecek kadar normalleştirip hatta buna 5 to 7 diye film çekiliyor. Evet batı zevk ve sefa içinde. Parası da var, arabası da, en güzelinden evi de. Gençlik ise evlenmeden yaşamaya başlıyor. Bu ise devlet aile planlamasını ciddi anlamda bozuyor. Kısacası aile yapısı bozulmaya başlayan bir batı var karşımızda. Aile yapısı henüz tamamen bozulmuş değil ancak bu yöne doğru yönelimi olan bir batı görülüyor. Ancak batının en önemli sorunu bu değil. Batının en önemli sorunu; ölüm korkusu. Daha önceden okuduğum bir yazıya göre psikologlar tek bir korkuda bir şey yapamıyorlarmış. Ölüm korkusu! Çoğunluğu ateist olan batı insanı “öldükten sonra ne olacağım?” sorusuna cevap bulamıyor. İşte bu durum psikolojik sorunları arttırıyor. 40-50 yaşına gelmiş batı insanı artık bu soruyla beraber daha da çıkmaza giriyor. Ancak doğruyu söyleyelim ki batının refah seviyesi çok yüksek, bilimde çok çok ilerde ancak iç dünyası yukarıda açıkladığım gibi ciddi sorunlar ile karşı karşıya. Sanırım sizin gözünüzde de beyaz olan batının rengi yakınlaştıkça biraz olsun grileşmiştir. Bence gride bırakalım. Çünkü ben gözlerimi kapatınca gri bir batı görüyorum şu an. Siyah değil. Bilim hala batıda ışıldıyor.

Evet şimdi sıra doğu insanına geldi :) İşte burası çok enterasan. Uzaktan bakınca yaralı bir doğu görüyoruz. Çok yaralı. Her geçen gün daha fazla darbe alıyor. İtiraf etmeliyim ki ölüme çok yakın ancak direniyor. Peki nasıl direniyor? Gelin bu gezegene biraz daha yaklaşalım. Yani doğu insanına daha yakından bakalım. Doğuda gelecek için bir nüfus kaygısı yok. Evet nüfus sayısı savaşlar nedeniyle düşüyor ancak nüfus artış hızı, yani ailesel doğum oranı yüksek ve batılılar tarafından nüfus bakımında asimile olma ihtimali diye bir durum asla yok. Birde aile yapısını inceleyelim. Erkek çalışıyor, kadın çocuklarına bakıyor. Gençler ise genellikle ailesinin izinden gidiyor. Annenin zaten aldatma gibi bir olanağı yok. Aldatan baba oranı da zaten düşük. Aldatsa bile toplum tarafından bu yadırganıyor. Kesinlikle aile yapısını koruyan bir doğu var karşımızda. Bu olumlu bir durum. Çünkü ailesi yapısı bir toplumu geleceğe taşır. Aile yapısından sonra eğitim seviyesi toplumu bir adım daha ileriye götürür. Batının eğitimi çok iyi ancak ilk basamak olan aile yapısında sıkıntılar yaşamaya başladı. Doğunun ise eğitimi düşük ancak aile yapısı sağlam. Bu yüzden doğu ilk basamaktan puanını kazanıyor. Peki doğu insanının psikolojisine bakalım. Gariptir ki doğu insanın acısı çok fazla fakat doğu insanı hala dimdik ayakta duruyor. Doğu insanın batıya oranla bilgi seviyesinin düşük olduğu doğrudur. Ancak bu psikolojik sağlamlığı etkileyen faktör değil. Doğu insanının psikolojisi, batı insanının psikolojisinden çok daha sağlam. Batılı gençlerinin en önemli psikolojik sorunlarından birinin internet bağımlılığının içinde sosyal medya bağımlılığı olduğunu biliyoruz. Yani bu bağımlılığın temeli olan beğenilme isteği batıda çok daha fazla yaygın. Doğu gençleri ise internet gibi sanal dünyaya bağımlı değil. Çünkü öyle bir seçenekleri yok. Gerçek hayatta çok zor şartlarda yaşıyorlar. Erken evleniyor. Çocukken çalışmaya başlıyor ve 20 yaşlarındaki gençler aile geçindiriyor. Yalnız şunu kesinlikle belirtmek istiyorum. Çocukların çok erken yaşta evlenmesini ve eğitimini tamamlamamasını tabi ki de desteklemiyorum. Bu kabul edilemez bir şey. Sadece tarafsızca açıklama derdindeyim. Tüm bu açıklamalardan sonra psikolojik olarak doğu, batıya göre çok daha güçlü. Ya da psikoloji yerine dayanıklılık, direniş, teslimiyet, razılık kavramları da kullanabiliriz. Şimdi ise en önemli kısma geldik. Ölüm korkusu. Batının başa çıkamadığı bir korku vardı; ölüm korkusu. Batının acı gerçeği ise ölümü unutmaya çalışarak büyüyorlar. Doğu ise ölümün kendisiyle büyüyor. Batı halkı kolay kolay bireysel olarak savaşa girmez ancak doğu insanı kendi davası için kendini savaşa atabilir. Peki doğu insanı nasıl oluyor da böyle bir farklılığa sebep oluyor? Bu sorunun cevabı da gayet açık. Tekrar karşımıza din çıkıyor. Ölüm sonrası yaşama inandığı için ölüm korkusu doğuda çok az. Eğer ölüm korkusu olsaydı doğu halkı öleceğini bile bile savaşa gitmezdi. Ölüm korkusu kavramı yerine ölümü tanımlama da diyebiliriz. Herkes de bir nebze ölüm korkusu olabilir ancak doğu ölümü ve sonrasını tanımlayabilir ancak batı bu tanımı yapamıyor. Bu yönleriyle bakıldığında daha cesur ve daha güçlü, dimdik bir mücadele veren doğu insanı görüyoruz. Bunları yazdıktan sonra şimdi gözlerimi kapattığımda uzaktan siyah olarak gördüğüm bu gezegen yakınlaştıkça beyazlamaya başlıyor. Ancak o da batı gezegeni gibi gride duruyor. Çünkü bilimin ışığı doğuda yok ve cahilliğin karanlığını hala görebiliyorum. Şimdi ikisi de gri renkte oldu.

Şimdi hangi gezegeni seçmek size kalmış. Ben sadece iki gezegeninde gri renkte olduğu göstermeye çalıştım. Bu iki gezegen uzaktan bakıldığında çok farklı gözüküyor. Batı sanki çok önde gibi duruyor ancak biraz yaklaşınca durum değişiyor ve iki gezegeninde aynı renkte olduğunu görüyoruz. Batının görülmeyen ciddi yaraları var. Doğunun ise
görülen yaraları var. Bizi yanıltan da bu oluyor zaten. Batı insanı içten içe eriyor. Bunu kendisi de biliyor ve artık materyalizm ile ayakta duramıyor. Doğu ise artık bağnazlık ile ayakta duramıyor. Dünya acı çekiyor ama ben inanıyorum ki doğumlar sancılı olur. Bu yüzyıl sadece doğu için değil, batı için de ciddi şekilde reform yüzyılı olmalı. Şöyle ilginç bir öneride bulunmak istiyorum. Bu önerim için ateist arkadaşlar komik bulabilir :) İslamofobinin arttığı bir gerçek. Bunu tarafsız bakan herkes kabul etmeli. Ancak bu ters tepecek :) Tüm dünya bir süre sonra İslamlaşmaya başlayacak. İtiraf etmeliyim ki bana da çok garip geliyor bu. “Bu noktadan sonra nasıl böyle bir durum olabilir?” diyor insan. Ancak çok uzaklara değil 2. dünya savaşına bakalım. Japonya ile savaşta olan Amerika, haliyle Japonya’ya kara propanda yapıyordu. Bu savaş durumu için gayet normal. Peki savaşı kim yendi? Amerika. Japonya ne oldu? Atom bombasıyla yerle bir oldu. Görünüşte Amerika amacına ulaşmış gibi gözüküyor ancak batıya Hinduizm ve Budizm’in girmesi bir bakıma bu sayede olmuştur. Batı, sadece Japonya ile savaşmadı. Onu kültürünü tanıdı ve güzel olanlarını kendine aldı. Yoga çok önceden batıda var mıydı dersiniz? Batıya gelen tüm bu doğu kültürü kara propaganda sayesinde oldu. Aynı durum bugünde İslam için var ve ben batılı insanların İslam’ı araştırmaya başladığını duymaya başladım. Batı artık dinsiz bir topluluğun mutlu olamayacağını anladı. Ancak bu hemen olacak bir şey değil. İlk olarak batı içindeki bu boşluk kavramını mistisizm ile doldurmaya çalıştı. Mistisizmi ise doğudan aldığını kendisi de biliyor. Birden dünyanın en çok satan kitapları nasıl kişisel gelişim kitapları oldu? İnsanlar neden Hindistan’a gidiyor? The Secret neden bu kadar çok sattı? Hz. Mevlana olarak tanıdığımız büyük mutasavvıfız Batı da nasıl Rumi adıyla bu kadar ünlü? Batı içindeki hangi boşluğu doldurmaya çalışıyor? Tüm bunların cevabı din. Her mistisizmin bir dini kendine rehber edinir. Batı ise mistisizm ile bu kadar ilgilendikten sonra dine tekrar geri döneceğini düşünüyorum.

Birde kendi güzel ülkemin durumuna dönmek istiyorum. Türkiye’ye. Ah Türkiye senin işin ne zor? Türkiye ne o gezegenden ne de bu! Türkiye ne siyah ne de beyaz! Ama hem siyah hem de beyaz!! Şöyle bir gözlemimi paylaşmak istiyorum. Türkiye’nin iyi üniversitelerinin birinde okuyorum. Üniversitem nedeniyle İstanbul’dayım ve sosyo-ekonomik seviyesi yüksek olan Maslakta okul yurdunda kalıyorum. Ailem ise Eskişehir’de. Bir bakıma hem Anadoluluyum hem de Avrupalı. Bu yüzden iki tarafı da gözlemlemek daha kolay oluyor. Okulumdaki öğrenciler dindar giriyor sonra ateist çıkıyor :) Hepsi değil ancak Türk gençliğinde genel olarak bunu görüyorum. Türk gençliği ateizme kayıyor ve yükselişte olan batı hayranlığı var. Sanki kendi ülkesinden nefret ediyor. Sosyal medyada en çok “onlarda böyle, bizde böyle” tarzı kendi milletini aşağılayan capsler paylaşılıyor. Bu acı bir durumdur. Kendi hazinesinin farkında olmayan bir gençlik var ortada ve bu çok çok acı bir durum! Batı hayaliyle üniversiteden mezun oluyor ve ilk işi batıya kaçıp orada evlenmek oluyor. Materyalist ateist olmak gençlik arasında daha entelektüel olmak ile eş değer olmaya başladı. Ülkemin başarılı çocuklarını bu denli kaybetmek beni üzüyor. Beyin göçü bu ülkeyi daha da yaralıyor. Batı artık içindeki boşluğu kapatmaya çalışırken gençliğimiz 1960’ların materyalist dünyasına koşuyor. Maalesef geçmişe koşuyorsunuz tüm arkadaşlarım. “Tek kanatlı olan kuş uçamaz. Yalnızca çift kanatlı olan kuşlar uçabiliyor” diyor Mevlana. Sizin ülkeniz tam o konumda duruyor. Lütfen farkına varın. Ne sosyalizm mutlu eder insanı ne de kapitalizm. Bilim ve din birbirine zıt değildir. Bu gençlerin artık siyaset yapmaya ihtiyacı yok. Bu başarılı gençlerin bilimde ilerleyip aynı zamanda milli değerlerini, duygularını ve dinin koruması lazımdır. Türkiye’nin bu iki gezegen arasında önemli rolü var. Bu rolü ise bu gençlik sağlayacak. Bu yazıyı okuyan gençlere seslenişim; lütfen farkında olun.

Umarım bu yazı size bir şeyler katabilmiştir.
Esenle kalın.

Diğer Yazılar

Bir Yorum Yazın